RÖPORTAJ - ABDULLATIF SENERErkan Mumcu AK Parti’den ayrıldığında çok büyük bir tepki alırken siz AK Parti’den aday olmayarak aynı tepkiyi almadınız. Size geleceğin başbakanı gözüyle bakılıyor. Sizce aradaki fark neydi? Halk neden böyle algıladı? Abdullatif Şener: Toplumun algılamalarını belli bir anlayışa göre yorumlamak zordur. Bir rüzgâr eser, algılamalar farklı şekillerde olur. Bunu 22 Temmuz seçimlerinde de herkes görmüştür. Bir cumhurbaşkanlığı seçimi oldu, onun arkasından genel seçimler olunca seçmen eğilimleri yani rüzgâr sürekli Ak Parti’den yana esti. O son bir iki ayda ortaya çıkan bir tabloydu. Ama seçmen eğilimleri kontrol edilemez bir şeydir. Doğrusu ben bir başkasıyla da kendimi kıyaslayarak yorum yapmayı doğru bulmuyorum. Genel olarak baktığımızda vatandaş parti değişikliklerini sevmez.Benim çizgimde parti değişikliği hiçbir zaman olmamıştır. Ayrıca ben parti değiştirmediğim halde benim altımdaki partiler değişmiştir. Yani bende bir değişiklik yok aslında. Mensubu olduğum partiler değişiyor. 22 Temmuz seçimlerinde aday olmadım, şimdi de hala partimin bir mensubuyum. Sizce Türk siyasetinin en büyük sorunu nedir? Abdullatif Şener: Türk siyasetinin en büyük sorunu toplumsal kültürün siyaseti etkilediği değerle ilgilidir. Yani halkın siyaseti ve siyasetçiyi değerlendirirken genel politikalardaki başarısına göre, etik değerlere göre yapabileceği değerlendirme çoğu zaman ikinci plana kayabiliyor. Aday olanların kimliği, kişiliği veya şaibelere bulaşmışlığı o partilerin oy oranlarını etkilemiyor. Burda temel bir sorun var demektir. Toplumsal kültürün sürekli iyiyi, doğruyu özendirmediği bir ortamda da siyaset kendisini ona göre kurgulamıyor. Burdan hareketle önemli sorunlar ortaya çıkıyor. İnsanlar siyasete adım atar atmaz onu paylaşma yarışına giriyor. Tabii sadece içindekiler değil dışındakiler de bu paylaşma yarışına giriyor. Gece gündüz parlementoya yüzlerce insan geliyor. Bazı günler meclisi yirmi beş bin kişi ziyaret ediyor. Ama burada sorumluluk ve suç kesinlikle vatandaşlarda değil. Sorun sistemin yanlış olmasından kaynaklanıyor. Yani toplumun bu noktada hiçbir suçu yok. Eğer bir liyakat sistemi olsa, başarı sistemine göre insanlar konumlanabiliyor olsalar, kurallar belli olsa, gece gündüz “Ben mağdurum bana iş bulun” diye kimse gelmez. Yani adama iş icat edilmez, varolan işler kendi özelliklerine göre insan seçimi yaparlar. Bunu yapamıyoruz, bu yüzden de küresel rekabette istenilen düzeyde başarıyı yakalamıyoruz. Yani siyasi kültürün ve toplumsal kültürün içiçe bir dönüşüme uğraması gerekiyor. Peki, bu noktadan hareketle siyasi kültürle toplumsal kültür arasında bir uyumsuzluk mu sözkonusu? Abdullatif Şener: Uyumsuzluk söz konusu değil. Tam tersine bir uyum var. İkisi karşılıklı birbirini besliyor. Siyasetçi de bundan memnun galiba. Kendisinden bir şey talep ediliyor olması hoşuna gidiyor. Demokrasi bir var veya yok meselesi değildir. Demokrasi bir düzey ilişkisidir. Demokratik bilinç ne kadar özümsenmiş, bunu sorgulamak lazım. Yoksa şunlar olursa ülkede demokrasi tamamen yok olur gibi bir şey seçmen siyasetçi ilişkisine göre kurgulanamaz. Sorunları demokratik yapı içinde sorunları çözeceğiz, demokrasinin standardını sürekli artırarak çözümleyeceğiz. Demokratik süreçler iyi bir şekilde işlerse, söylediğimiz sorunlar da sorun olmaktan çıkar. Ama siyasiler bütün kaynakları dağıtıyorlarsa, dağıtırlarken bazı kriterler önplana çıkmıyor yerine dostluk ahbap ilişkileri ön plana çıkıyorsa böyle bir durumda dediğim gibi meclise yirmi beş bin kişi girer. Ama kurallar belli olduğu zaman, millet meclisi dolaşmak yerine kendi yeteneklerini, becerilerini artırmak için çalışır. Ben milletvekili olmadan önce meclise heralde bir kere gittim. Öğrenciydim, bir bütçe görüşmesini izlemek için gitmiştim. Ankara’da oturup meclisin sağından, solundan defalarca geçtiğim halde hiç içeri girmemiştim. Sonradan düşündüm neden meclise hiç gitmiyorum diye. Sonunda şuna karar verdim: Üniversitede araştırma görevlisiydim. Benim önümde doktora vardı, doçentlik vardı, yazacağım makaleler vardı. Bu unvanları almak için, bu çalışmaları yayınlanabilir duruma getirmek için bana meclisteki milletvekillerinin hiçbir katkısı olmazdı. İhtiyaç duymadım demek ki. Önümdeki işler vardı ve onları değerlendiren objektif mekanizmalar vardı. Örneğin bir subay tayinleriyle ilgili olarak hiç kimse meclise gelmez. Neden gelmez? Çünkü orada kurallar bellidir.
Seçmenlerin kültür düzeyinin yükselmesi seçim sonuçlarında bir değişiklik yaratır mı? Abdullatif Şener: Seçim sonucunun ne olacağını buna bağlı olarak değerlendiremeyiz. Her seçimin kendi gündemi vardır, kendi dinamikleri vardır, seçmenin o anki beklentileri vardır, önem atfettiği konular vardır. Cumhurbaşkanlığı seçimi, toplumdaki kutuplaşma, cumhuriyet mitingleri, Anayasa Mahkemesi’nin cumhurbaşkanlığı oylaması ile ilgili kararı, e-muhtıra gibi pek çok faktör bu seçimin gündemini oluşturmaktaydı. Bu faktörler bir genel fotoğraf ortaya çıkardı ve vatandaşlar ona göre değerlendirme yaptı. Bu fotoğrafa ana muhalefet partisi ve diğer liderler de girmiyor mu? Seçim sonucunun böyle olacağını öngöremediler mi? Abdullatif Şener: Tek başına ana muhalefetin belirlediğini söylemek abartı olur. Bu tüm siyasi aktörlerin içinde olduğu bir süreçti. Hatta sadece siyasi aktörlerin değil, sivil toplum kuruluşlarından tutun bir takım kurumların da sürecin içinde olduğu rolleri vardı. Vatandaş o rollerin tamamına bir değer yükledi ve seçim tercihini ortaya çıkardı. Türkiye’nin şu an yaşamakta olduğu toplumsal cepheleşmenin sebebi sizce nedir? Abdullatif Şener: Mevcut cepheleşmenin nedeni Türkiye’de soğuk savaş dönemi siyaset tarzının devam etmesidir. Soğuk savaş dönemi siyaset tarzında sürekli kin ve nefret duygusu ekme vardır. Herkes kendi tabanına diğerleri hakkında kin duyacağı sözleri söyler. Buna dayalı olarak da bir kutuplaşma ortaya çıkar. O kutuplaşma da Türkiye’ye zarar verir ve siyasetin çözüm üretme kabiliyetini azaltır. Yani birinci sorumluluğun siyaset tarzında olduğunu düşünüyorum. Refah Partisi’nde maliye bakanlığı yaptınız. Cumhurbaşkanlığı adaylığınız konuşulurken milletvekili adayı olmayarak büyük bir sürpriz yaptınız. Refah Partisi kökeninden gelen ve Ak Parti’de siyasete devam eden biri olarak, Milli Görüş ve Ak Parti tabanı dışında birçok kişi tarafından seviliyorsunuz. Siyasetteki ilk zamanlarınızdan bu zamana ne değişti? Farklı kesimler tarafından da sevilmenizin sebebi nedir? Abdullatif Şener: Benim Refah Partisi’nde çok sert muhalefet yaptığım dönemlerde bile mecliste gittiğim diğer partiler beni beğenirlerdi. Bunlar sonradan bir anda ortaya çıkmış kanaatler değil. On altı yıldır yaptığım siyaset tarzı herkes tarafından biliniyordu. Ona da herkes kendince bir değer atfetti, ona göre de insanlar ya beğeniyor ya beğenmiyor. Herkes beğeniyor diye bir şey de söyleyemeyiz. Beğenmeyenler de vardır. Ama birileri beğensin ya da beğenmesin diye bir çaba içerisinde değilim. Doğru olduğunu düşündüğüm şeyi yapıyorum. Siyasetin doğru bir şekilde yapılması gerektiğini düşünüyorum. Konuşmalarımızı, eylemlerimizi de ona göre uyguluyoruz. Önceki dönemde Kıbrıs’tan sorumlu bakanlık da yaptınız. Kıbrıs Rum Kesimi’nde son seçimlerden sonra çözüm için bir umut ışığı doğdu. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Çözümden umutlu musunuz? Abdullatif Şener: Diplomatik konular bir anda sonuca ulaşan konular değildir, sürekli birikerek devam ederler, zaman zaman bu süreçler yıllar alır. Onun için süreci iyi incelemek lazım. Her aşamada bizim tezlerimiz lehine birikim oluşturmak gerekir. Kıbrıs konusunda Türkiye’nin düşündüğü şeyler mutlak anlamda belirleyici hale gelemeyeceği gibi, Yunanistan’ın yada Kıbrıs Rum Kesimi’nin veya Avrupa Birliği tarafının düşündükleri de tek başına belirleyici olamaz. Ortada güç dengeleri vardır. O dengeler çerçevesinde gelişmeleri sürekli lehimize çevirmek zorundayız. İki kişinin görüşüyor olması tek başına bir şeyi neticelendirmez. Birinin verdiği bir demeç olayın çözümünü sağlamaz. Ama Kıbrıs’la ilgili Türkiye’nin hassasiyetleri var. Bu hassasiyetleri korumak da bizim görevimiz.
|