RÖPORTAJ - ABDULLATIF SENER

... devamı

 

Kıbrıs konusunda ulusal çıkarlarımızdan nereye kadar taviz verilebilir. Ulusal çıkarlar bağlamında bunun sınırı nedir?

Abdullatif Şener: Güç dengelerinin oluşturduğu limitler bugün başkadır yarın başkadır. Bugün itibariyle Türk tezinden hiçbir taviz verilemez. Vermeyi gerektirecek hiçbir konum hiçbir neden yoktur. Zaten süreç böyle giderse fiili durumun uluslararası hukuki duruma dönüşmesi de muhtemeldir. Çünkü Kıbrıs sorununun çözümsüz hale getiren bana göre Rumlardır. Yani karşı taraftır. Gittikçe de zora gireceklerini düşünüyorum. Birleşmiş Milletlerin Annan Planını Rumlar kabul etmedi. Birleşmiş Milletlerin sunduğu bir barış planını kabul etmeyen Rumların daha fazla bir şey isteme hakkı olduğunu düşünmüyorum. Tabi biz yapılanı yapmış durumdayız. Şu an Kıbrıs’ta bir fiili bir durum var. Bu fiili durumu sürdürürüz.

Ak Parti’nin bulunduğu yeri siyasal anlamda nerede tanımlıyorsunuz? Ak Parti’nin muhafazakâr olduğunu iddia edenler var, merkez sağ olduğunu iddia edenler var, milli görüşçü olduğunu iddia edenler var, hatta sosyal demokrat olduğunu iddia edenler bile var.

Abdullatif Şener: Türkiye’de bu kavramların hepsine herkes farklı anlamlar yüklüyor. Aynı kavramları farklı kişilere sorduğunuz zaman farklı tanımlamalar yapıyorlar. Ben Ak Parti kurulurken parti programı yazılırken bu tür kavramların kullanılmaması gerektiğini düşünüyordum. “Biz siyasetimizi yaparız, siyaset bilimciler bir yer yakıştırırlar” diye düşünüyordum. Onun için parti programında liberal kelimesi de yoktur, muhafazakâr kelimesi de yoktur, sosyal demokrat kelimesi de yoktur.

 

Çizginizin aynı değişeninse kapatılan partileriniz olduğunu söylediniz. Şu an da partinizin kapatılması söz konusu. Şu anda aktif siyasetten uzak oluşunuzun nedeni tüm bu partilerin kapatılma sebebiyle mi alakalı yoksa herhangi başka bir şey mi?

Abdullatif Şener: Refah Partisi kapatıldı, Fazilet Partisi’ndeydim, Fazilet Partisi de kapatıldı. Fazilet Partisi’nden iki parti oluştu ben yine birindeydim. Şimdi halen Ak Parti’deyim. Bir yer değişikliği yapmış değilim. Ben Türkiye’de laikliğin tehdit altında olduğuna inanmıyorum. Böyle bir tehdit olduğu kanaatinde değilim, ama Türkiye’de herkesin birlik olması gereken kavramların bile tartışma ve ayrışma konusu haline gelmesi de Türkiye’nin en önemli sorunlarından biridir.

Peki, eğer böyle bir tehdit yoksa bu partiler sürekli aynı sebeplerden neden kaplatılıyorlar?

Abdullatif Şener: Benim bir şeyi hissediş biçimim başkadır, senin hissediş biçimin başkadır. Ama hukuka güvenmek lazım, Türkiye bir hukuk devletidir. Türkiye’de kurumlar ve kurallar vardır. Kurallar işliyor ve kurumlar da kendi kararlarını veriyorlar.

Acaba Milletvekilleri parlamentoya girdikten sonra halkına uzaklaşmakta mıdır?

Abdullatif Şener: Bu konu külliyen yanlıştır, yanlış algılamadır. Türkiye’de milletvekillerinden başka halkla iç içe olan daha başka kimse yoktur. Milletvekilleri gece gündüz köylerdedir kasabalardadır, kahvehanelerde pazarda çarşıda genel olarak her yerdedirler.

Fakat halk milletvekilleri direk olarak seçemiyor.

Abdullatif Şener: Halk parti listelerinden seçiyor. Bazen de bağımsız olarak girip alıyorlar seçimi. Halkın milletvekiline uzak olduğu bir fikri hiçbir zaman kabul etmem.  Türkiye’de milletvekilleri kadar halkla iç içe olan kimse yok. Siz bile halka uzaksınızdır ama milletvekilleri halkın içindedir. Milletvekillerinin halka uzak olduğu fikri yanlış bir kanaattir.

Fazilet partisinden sonra iki parti kurulduğunu söyledik: Saadet Partisi ve Ak parti. Burada Ak Parti ne doğrular yaptı, Saadet Partisi ne yanlışlar yaptı ki seçmen oylarını Ak Parti’den yana kullandı?

Abdullatif Şener: Ak Parti kurulduğunda seçimlere girerken Türkiye ekonomisi büyük bir krizden çıkmıştı. Ondan önceki dönemde mecliste bulunan partiler kamuoyunda itibarlarını büyük ölçüde yitirdiler. 1998 ile 2002 arasında yıllık ortalama büyüme oranı yüzde sıfırdır. 4 yıl boyunca ekonominin hiç büyümediği, 1999 ve 2001 de ekonominin büyük ölçüde küçüldüğü herkesin yoksullaştığı bir dönemden sonra ortaya yeni partiler çıkmıştı. Seçmen bu partilerden birini seçti. O sırada kendini yoksullaştıran parlamentodaki diğer partilerden de desteğini çekti. Ama bunu yaparken neden Ak Parti’ye yöneldi? Ak Parti getirdiği programla, tüzükle, vitrinle, söylemleriyle halka daha sıcak daha yakın geldi o yüzden oylar Ak Parti’ye yöneldi.

Sizce buradaki en önemli faktör lider karizması mı yoksa partinin kendisini halka çok iyi tanıtabilmesi mi? Çünkü Recep Tayyip Erdoğan İstanbul Belediye Başkanlığı döneminde çok büyük bir oy potansiyeline sahipti, faaliyetleriyle kendisini tanıtma fırsatı bulmuştu.

Abdullatif Şener: Bunu her seçmenin tek tek kendisine sormak lazım. Türkiye’de lider görüntüsü önemlidir. Liderlere bağlı olarak oy verme eğilimi vardır. Ama bana kalırsa 2002 seçimlerine girerken vatandaş Tayyip Erdoğan’ı gördü ama Tayyip Erdoğan ismi aslında o sürecin adıydı. Bireysel olarak Tayyip Erdoğan olmaktan ziyade Ak Parti’yi oluşturan o sürecin adıydı. Bireyselin kamuoyunun beklentisine de cevap veren kişisel bir niteliği de vardır.

Ak Parti basının önüne çıkarken Tayyip Erdoğan yalnız çıkmak yerine takım arkadaşlarıyla çıkıyor. Sizce bu da seçmende bir “Ortak çalışma yapılıyor” havası yaratıyor mu?

 Abdullatif Şener: Aslında ben de bunu anlatmaya çalışıyorum. Vatandaş yani seçmen, karışık girift yapıları sadeleştirerek ifade eder. O kolektif görüntüler, çıkışlar hatta daha önceki kongredeki çıkışlar hepsi Ak Parti’nin oyunu biriktiren etmenlerdi.

 

Ak Parti aleyhine açılan kapatma davası hakkında ne düşünüyorsunuz? Parti kapatma ile ilgili kurallarda sizce bir sorun var mıdır? Parti kapatılmasıyla ilgili kanunlarda bir değişiklik gerekli midir?

Abdullatif Şener: Türkiye bir hukuk devletidir. Kurallar var olduğu müddetçe o kurallar uygulanır. “Bu kurallar yanlış, bunu ben kabul etmiyorum” deme hakkına hiçbir vatandaş sahip değildir. Yanlış kurallar varsa, demokratik mekanizmalar içerisinde o yanlış kuralların değişmesi için çalışırsınız. Mecliste zaten yasalar çıkıyor her gün, yeni kurallar geliyor, hayatın akışı içinde de bu böyle devam ediyor. Fakat belli kurallar varsa onlar da uygulanır. Peki, parti kapatma doğru mu dersen, İşin hukuki tarafına değil de siyasi tarafına baktığımda şunu söyleyebilirim. Bu kapanan partilerle bu ülkede siyaset yerini bulamaz, siyaset kurumsallaşamaz, siyaset kendi etik kurallarını oluşturamaz. Avrupa’da yüz, yüz elli yıllık partiler var. Bizde meclisteki 4 partinin tarihine bakıyoruz: CHP ve MHP’nin kuruluş tarihi 1992’dir. 12 Eylül’de eski partilerin kuruluşu yasaktı ancak 93’teki yeni kanundan sonra CHP ve MHP adını aldılar. Bunlar 15 yıllık partilerdir. Ak Parti de 7 yıllık bir partidir. DTP ise birkaç yıllık bir partidir. Yani böyle bir siyasi yapı olmaz. Bu yapının kalıcı partilerin var olduğu bir yapıya dönüşmesi lazım.

            

<< GERİ