RÖPORTAJ - FIKRET BILA

 

...devamı

 


            Muhalefette bir sıkıntı var Türkiye de. CHP bu boşluğu dolduramıyor bir türlü. Sizin de bir yazınızda belirttiğiniz gibi; “Laiklik ve Ulusal Bütünlük” dışında söylemler de üretmiyor. Neye bağlıyorsunuz bu durumu? Sizce sebebi nedir ? 
Fikret Bila: Şimdi tabi birinci neden, iktidarın çok büyük bir çoğunlukla parlamento üstünlüğü ile iktidar olmuş olması Muhalefet parlamento imkânları açısından kısıtlı. Tabi konular laiklik gibi ulusal bütünlük gibi ulusal değerler taşıyan konulardan oluşunca CHP bir savunma refleksi içine girdi ve ekonomik sorunlar, günlük sorunlar, gecekondulardaki insanların sorunları, yoksul kesimin sorunları gibi somut sorunlarla ilgilenmekten çok cumhuriyetin temel niteliklerini korumaya yöneldi. Biraz da AKP zorlamış oldu, bunu bir görev olarak saydığı için. Onun için de üst yapı kurumları ile muhalefet eden bir posizyon aldı ama sanıyorum bu eksikliği gördü Sayın Baykal ve CHP yönetimi de, bundan sonra ki dönemde de varoşlara gidilerek, Anadolu’ya gidilerek, esnaf gezilerek, emekli gezilerek, çiftçinin sorunlarıyla ilgilenerek daha somut güncel politika yapmaya yöneldiler. Ama şunu söylemekte lazım; AKP’nin yüzde 47 gibi yüksek bir oyla gelmiş olması muhalefeti zaten zayıf kılıyor. Yani tek parti iktidarları güçlü oluyor Türkiye’de ayrıca Türkiye’de genel olarak cumhuriyetten bu tarafa baktığımızda 70’e 30 bazen 65’a 35 gibi sağ ve sol oylar aşağı yukarı böyle bloklaşmış olarak durur. Şuanda yaptığımız tahlilde de yine sağ partileri ve sol partileri toplarsanız aşağı yukarı bu dengeyi bulursunuz. Şunu belki eklemek lazım artık otuza ulaşmak çok büyük bir başarı haline geldi. Çünkü solda yüzde otuza ulaşırken, solda olan bazı oylar artık ayrı bir mecraya gidiyor. Yani mesela DTP’nin aldığı oyları büyük ölçüde eskiden CHP’nin içindeki oylar gibi değerlendirebilirsiniz. Onları alt alta buçuk oranlı bir oy olarak koymuş oldular. Genel olarak;  dünya konjoktöründe solun gerilemesi, Sovyetler birliğinin yıkılması gibi konjoktörel faktörler önemli bir süreç. Sovyetlerde bile din unsurunu öne çıkardı, yerel milliyetçiliği öne çıkardı. Bu sorunlar Türkiye’ye de yansıdığı için sol sağ dengesi, sağ lehine biraz daha gelişti.
            Söylediklerinize ilişkin; Türkiye de Sağ iktidarların, solun benimsediği özgürlükçü söylemleri seslendirmesi ve bunları sahiplenmesi durumuna nasıl bakıyorsunuz?
Fikret Bila: Tabi son dönemde, Demirel’den bu yana saymak lazım beklide doksan sonrasında. Sağ partilerde, sol literatürü yâda sol jargonu kullanarak politika yaptılar. Yani solun sahip çıktığı birçok kavram ve taahhüde sağ sahip çıkmaya başladı. Avrupa birliği politikası bakımından iktidarda olduğu için AKP’nin kentsel açıdan önemli adımlar sayılabilecek adımlar atmış olması da solu biraz daraltı ama daha çok sol tabi dediğim gibi laiklik ve ulusal bütünlük konusunda savunmacı bir posizyon almak zorunda olduğu için belki kitlelere ulaşmada sorun yaşadı.
            Türkiye’de sol görüş sağ görüşe tepki olarak varlığını sürdürüyor gibi bir görüş var. Neo milliyetçiliği zamanında savunmuş olup, sağa tepki olarak ortaya çıkan muhalefet şekilleri ve uygulamaları, bunlar aslında solun eksikleri değil mi? Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Fikret Bila: Tabi konjoktörler farklıydı o zaman. Dönemi etkileyen  iç ve dış faktörler farklıydı,  şimdi başka. Buradan baktığımız zaman o döneme; aslında sol olarak tarif edilen gençlik hareketlerinin en önemli özelliği ve çekirdeğinin tam bağımsızlıkçı bir Atatürkçülük olduğunu görürüz. Aslında Kemalist bir harekettir Türk solu. Ve Kemalist sınırların da çok dışına çıkmamıştır diyebiliriz. Şimdiden ulusalcı olarak tabir edilen aynı zamanda sol olduğu iddia edilen ulusalcı sol dedikleri yaklaşım, 12 Eylül öncesinde gençlerinde de idamıyla veya sokakta öldürülmeleriyle yaşanan o sürece baktığınızda; onları yakınlaştırmış görünüyor. Yani, ülkücü gençler ile o zamanki devrimci gençlerin bazı konularda ortak söylemlere sahip olduklarını görebiliyoruz. Ben bunu Türkiye’de ki gençlik hareketine etnik kökenli bir hareketin gelmesi ve teröre başvurması olarak görüyorum. Yani; bir Kürt etnisitesi etrafında PKK’nın oluşması, siyasi versiyonunun siyaset girmesi, aslında sağcı ve solcu ama ulusal bütünlükçü gençliği bir araya getirdi. O zaman bu kadar ön plan bir Kürtçülük hareketi yoktu, bu hareket yeni bir gençlik hareketi ve yeni bir sol doğurdu. O sol tabi 12 Eylül öncesinde ki soldan şuan bir hayli farklı.
            Şuan da AKP’nin kapatılması gündemde, DTP için de keza aynı durum söz konusu. Demokrasilerde siyasi partilerin kapatılması olgusuna nasıl bakıyorsunuz?
Fikret Bila: Tabi, siyasi partilerin kapatılması demokrasilerde doğru bir şey değil. Hele Türkiye gibi çok sık parti kapatılması demokratik imaj bakımından Türkiye’yi zor duruma sokan bir süreç ama maalesef Türkiye’de demokrasinin askıya alındığı, darbelerin yapıldığı dönemler oldu. Onun dışında mahkeme kararıyla kapatma olayına baktığımız zaman; Türkiye’de iki tane çizgi görüyoruz. Bu çizgilerin partiler i kapatılıyor. Birincisi, dinci diyebileceğimiz din eksenli siyasi akım. İkincisi, etnik eksenli ve ayrılıkçı siyasi hareketler ve onun partileri. Yani milli nizam partisinden AKP’ye kadar baktığınızda o çizgiyi, dinci çizgiyi görüyorsunuz. HEP’ten DEHAP’a kadar baktığınızda diğer çizgiyi görüyorsunuz. Yani bu iki çizgi deki partilerin kapatılması sebebi de benim yaklaşımıma göre; aslında cumhuriyetin iki temel niteliğine aykırı görülmelerinden kaynaklanıyor. Cumhuriyetin temel niteliklerinin bu akımlar tarafından tam benimsenmediğini söyleyebiliriz. Cumhuriyetin kurulduğu günden beri, cumhuriyetin laik temellerine aykırı ve ona karşı bir siyasi akım var, ekseriyeti din. Diğer tarafta da yine cumhuriyetin kuruluşundaki millet anlayışına, ulus anlayışına muhalefet eden bir Kürtçülük etnik akımı var. Bu iki akım her zaman siyasette var oldu ve anayasa mahkemesi -genellikle diğer partilerde kapatıldı ama – en fazla bu iki çizgi üzerindeki partileri kapattı.   Bunun da sebebi anayasa ile ifadesini bulan Türkiye cumhuriyeti temel niteliklerini koruyabilme. Böyle bir refleks... Yani bu Türkiye’ye özgü bir sorun olarak yaşanıyor ama yinede yöntem olarak parti kapatma siyasal sonuç vermiyor. Çünkü kapatılan partinin yerine aynı mayadaki başka bir parti kuruluyor ve halkın tercihleri o yönde bir tercih kullanmışlarsa bunu pek etkilemiyor. Belki o mücadeleyi de parti kapatılarak değil, siyasi olarak vermek lazım. Cumhuriyetin temel niteliklerini savunan partilerin halk üzerinde daha fazla etkili olmaya çalışmaları lazım. Sonuçta kapatılarak herhangi siyasi bir sonuç ortadan kalkmıyor. Çünkü bir düşünceyi, bir siyasi fikri, siyasi akımı kapatarak yok etmek mümkün değil.
            AB yolunda ki Türkiye’yi nasıl görüyorsunuz. Gerçekten bir duraksama söz konusu mu?
Fikret Bila: Biraz duraksamış görünüyor. Müzakereler başladıktan sonra AKP biraz o konuyu arka plana attı, çünkü iç işlerine döndü. Seçimler yaklaştığı içinde Avrupa Birliğinden daha çok halkı etkileyecek iç söyleme yöneldi.  Fakat Türkiye’nin rotasının AB olması gerektiğine inanıyorum ben. Bu proje doğru bir projedir. Türkiye alternatif bazı eğilimler veya bloklar da yer aramamalı. Çünkü Türkiye kurulduğundan beri batı değerlerini, batı kurumlarını tercih etmiş, demokrasisiyle, ekonomisiyle, askeriyle aslında batıyla eklemlenmiş, kenetlenmiş bir ülkedir.  Avrupa Birliği’ne üyelik Türkiye’nin hakkıdır, lütuf değildir. Çünkü 1959 dan beri baş vurmuş bir ülkedir Türkiye.  Ve Türkiye’ye karşı özel koşullar öneri sürülmesine karşı çıkmak başkadır ki;  ben ona karşı çıkıyorum. Ama AB hedefinin doğru olduğunu düşünüyorum.

Teşekkür ederiz.

 

Röportaj: Selçuk BAYMAZ

 

<< GERİ