TÜRK MÜZECILIGININ DOGUSU VE TARIHSEL GELISIMI, MÜZECILIKTE YENI AÇILIMLAR
Müze kelimesi, ilkçağlarda yazar ve ozanların ondan söz ederken, duygusallık ve içtenlik yüklü cümleler kullandıkları bir tanrısal varlıktan gelmektedir. Bu varlık; Yunanca “mousa”, Latince “museion” olarak adlandırılan ve batı dillerinin neredeyse hepsine giren, güzel sanatların da kaynağı olarak gösterilen esin perisidir. İnsanların unutulmaması gereken eylemlerini ve olayların akışını değerlendirmeyi simgeleyen “museion”, Klio müzecilik düşüncesinin de izdüşümü sayılmaktadır. 1 Bir kurum olarak müze, çok uzak geleceği hedefleyen bir kamu koleksiyonu olarak tanımlanabilir. Bu tanımı açıklamak gerekirse, koleksiyon özel olarak korunmak ve insan ya da insan olmayan ziyaretçilerin görmesi için tahsis edilen bir kapalı mekânda sergilenen, geniş bir kullanım alanı içinden seçilmiş doğal ya da yapay nesnelerdir. 2
Türk müzecilik tarihi bazı kaynaklara göre Selçuklu dönemine dek uzanmaktadır. Bunun temel sebebi; bir tür korumacılık anlayışı sergilenmesi açısından, daha önceki medeniyetlere ait işlenmiş parçaların bu eserlerin yok olmalarını önleyecek bir tutumla Türk mimari eserlerinde kullanılmasını Türklerde ilk müzecilik hareketleri olarak değerlendirilmesidir. Prof. Dr. Semavi Eyice bu durumu, Konya’daki sur duvarları ve kapılarında, Konya-Ilgın arasındaki Selçuklu Kervansarayı(Kadın Hanı)’nın cephelerinde, Antik Roma veya Bizans çağına ait kitabe ve işlenmiş mimari parçaların kullanılmasıyla örneklerken; Osmanlı döneminde de çeşitli eski eserlerin, nadir ve değerli eşyaların, kıymetli sanat eserleri, hediye ve ganimetlerin, benzeri bir yaklaşımla saklandıklarını/toplandıklarını 4 ifade etmektedir. Bunun yanı sıra, padişahların giysi ve kişisel eşyalarının da bir gelenek olarak sarayda toplanıp, bohçalar içinde muhafaza edildiği bilinmektedir. 5 Bu örneklerde amaç koleksiyonculuk olmasa da, sonucunda çeşitli ve zengin bir koleksiyon meydana gelmiştir. Bu yüzden bazı kaynaklar müzeciliğimizin tarihini 1100’lü yıllara dek indirir. Milli kültürümüzün sergilendiği müzelerin çoğalması ve yurt çapında yaygınlaşması ise 1920’li yıllardan sonra Atatürk’ün bu konuya verdiği önem sonucudur. Mustafa Kemal, 16 Ekim 1921’de Maarif Kongresi açılış konuşmasında; “Eski devirlerin boş inançlarından ve yeniden kuruluş özelliğimize hiç de uymayan yabancı fikirlerden, doğudan ve batıdan gelen etkilerden uzaklaşabilmek ulusal karakterimize ve tarihimize sahip çıkan bir kültür birliği ile mümkündür.” diyerek Türk halkına sesleniyordu. Ayrıca, Prof. Dr. Enver Ziya Karal'ın çok yerinde bir saptayımı vardır: " Atatürk'ün tarih üzerinde çalışmaları, İstiklâl Savaş’ımızın kültür alanındaki devamıdır." Atatürk'e göre, bir millet; etkilenmekten kurtulup etkileyici duruma gelirse tam bağımsız olabilir. Ulusal birliğe ulaşabilmek, tarihimize ve kültürel değerlerimize sahip çıkmakla sağlanır. 8 Ulu önder Atatürk, bu düşüncelerinden hareketle girişimlerde bulunmuştur. Atatürk’ün, müzeciliğimizi geliştirmek için yaptığı girişimlerden en önemli olanlarından biri, bu konuda yapılan kanun düzenlemeleri olmuştur. Atatürk’ün emriyle dönemin Milli Eğitim Bakanı İsmail Safa, 5 Kasım 1922 tarihinde “Müzeler ve Âsar-ı Âtika Hakkında Talimat” adı ile Müze müdürleri ve memurlarının görev ve sorumluluklarını açıklayan, arkeoloji ve etnoloji ile ilgili eserlerin derlenmesi, envanterlenmesi, korunması ve yeni müzeler kurulmasını isteyen bir genelge yayınlamış ve illere göndermiştir. Yine aynı bakan döneminde Atatürk’ün direktifleri doğrultusunda kurulmuş olan Heyet-i İlmiye’nin aldığı kararlar arasında Ankara’da bir Milli Müze ve Etnografya Müzesi’nin kurulması, okullarda eğitim amaçlı okul müzelerinin açılması ayrıca var olan Âsar-ı Âtika Nizamnamesi’nin yeni şartlara göre yeniden gözden geçirilmesi yer almaktadır. 14 Ağustos 1923 tarihinde okunan hükümet programında da yeni müzelerin açılması yapılacak işler arasında gösterilmiştir. Aynı zamanda Atatürk, yeni müzelerin açılmasını istemiş ve bunu teşvik etmiştir. Atatürk’ün Ankara’da bir Hitit Müzesi’nin açılmasını istemesi üzerine 1923 yılında Kurşun Han ve Mahmut Paşa Bedesteni Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onarılarak Ankara Arkeoloji Müzesi olarak açılmıştır. 1967 yılında yeniden düzenlenerek müzedeki eserlerin çeşitliliği de göz önünde bulundurularak adı Anadolu Medeniyetleri Müzesi olarak adı değiştirilecektir. Topkapı Sarayı’nın bugünkü hâlini almasında Mustafa Kemal’in büyük rolü vardır. Terk edilmiş, harabe bir hâlde bulunan Topkapı Sarayı’nın, zaman geçirmeden onarımı gerekmektedir. Kendi eşyasının en iyi biçimde korunması, hatta sarayın onarılan bölümlerinde sergilenerek yerli ve yabancı ziyaretçilere açılması günü gelmiştir. Atatürk bu düşüncesini Başbakan İsmet İnönü’ye ve Milli Eğitim Bakanı Vasıf Çınar’a açmış, Sarayın müze olarak onarımı, düzenlenmesi ve ziyarete açılması için bir Bakanlar Kurulu Kararı aldırmıştır. Kararname şöyledir: Türkiye Cumhuriyeti 3.4.340 Bu kararnameden sonra, Topkapı Sarayı, müze olarak ziyarete açılmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı (Asar-ı Atika ve Müzeler Dairesi)’na bağlanmış, hemen onarımına başlanmıştır. Sarayın onarımı, eşyalarının envanteri ve teşhiri yıllarca sürmüştür.10 1927 yılında nihayet sarayın bir kısmı ziyarete açılmıştır. Topkapı Sarayı’nın harabe hâlinden, modern bir müzeye dönüşmesinde büyük katkısı olan Atatürk, zaman zaman sarayı ziyaret ederek, çalışmalar hakkında Müzeler müdürü Halil Ethem Eldem’den bilgi almıştır. Ayrıca, Atatürk Konya’ya geldiği zaman, kendi isteği doğrultusunda müze hâline getirilen Mevlana Türbesi ve Dergâhı’nı 21 Şubat 1931 günü ziyaret etmiştir. Mevlana Dergâhı’nı ziyaretinden sonra, Konya’daki Selçuklu ve Osmanlı devri mimari eserlerini gezmiştir. Gezileri esnasında, Türk medeniyetinin devrimize ulaşabilen bu değerli belgelerinin harap durumda olduğunu ve bazılarının da askeri depo olarak gören Atatürk, talimat vererek bu eserlerin onarımını ve müze olarak halka açılmasını istemiştir. Hemen o gün Başbakan İsmet İnönü’ye çektiği telgraf şöyledir: (Acele ve Mühimdir) Konya: 19.2.1931 M. Kemal’in Türk Müzeciliğine yaptığı başlıca katkılar yukarıda sıralanmıştır. Kendisi Türk medeniyetinin mazisine büyük önem vermiştir. Bu yüzden, Türk Müzeciliği’yle bizzat kendisi ilgilenmiş, yaptığı çalışmalarla Türk Müzeciliğinin modern seviyeye çıkmasına önemli katkılar sağlamıştır. Bugün, onun verdiği talimatların izinde müzelerimiz düzenlenmekte, onarılmakta ve geliştirilmektedir.
Müzelerin çağdaş işlevlerle topluma hizmet etmeleri, yaratıcı görsel düzenlemelerin ve geleneksel müze algısına karşılık gelen “vitrin”’in dışında, çok çeşitli yollarla sağlanmaya çalışılmaktadır. Koruma, sergileme gibi tanımların dışında gerek kurgu ve yapılanma, gerekse idari düzenlemelerde yeni yöntemlere ihtiyaç duymaktadır. Müze yapısında değişimlere, gelişimlere pay bırakacak “esneklik” kavramı, konusu, mekânı kapsamından bağımsız olarak kurumun hizmet yönelimli varlığı için kaçınılmaz olmalıdır. Esnek yapılar oluşturmak asla düzensizlik ve programsızlık anlamına gelmemektedir. Aksine, daha çok veriye dayalı, tahminleri ve diğer benzer kurumların deneyimlerini uyarlayarak, daha fazla araştırma, farklı ölçekler ve vadelerde planlama gerektiren zor bir süreçtir. Günümüzde birçok sektör de olduğu gibi, müzecilik sektörü de global dünyanın yarattığı modernizmden kurtularak kendine yeni kapılar açmalıdır. Çünkü müzeler ayakta kalabilmek için daima uyarlanmak zorundadır.12 Aksi takdirde, müzelerin dolayısıyla da müzeciliğin, akıbeti parlak değildir. Müzeciliğe yeni ufuklar kazandıran yapılanmaları aşağıda sıralamakta fayda vardır. Bir toplumsal tarih müzesi öncelikle bilginin ortaya çıkarılmasına, yerinin belirlenmesine, depolanmasına ve yayılmasına aracı olur. Bilgi, ancak tanımlanan konularla bağlantısı kurulduğu zaman canlı hâle geldiğinden, onu keşfetme ödevi, geçici bir temelde ilgili taraflara ya da uzmanlara verilmelidir. 13 Müze elemanının ise gereken koruma yerlerini hazırlamaya, depolama ve takip işlerini takip etmeye, depodaki malzemenin bakımını yapmaya odaklanması gerekir. Ayrıca, ilgili benzer kurumlarla bağlantılar kurarak; toplumsal araştırmaların “aktörleri”, kentlerde, köylerde, yerel, ulusal ya da kültürel bir temelde işin içinde ortak olarak yer alabilecek gruplar, böyle bir bilgi ağına dâhil edilecektir. 14 Bu yöntem, müzeyi sınırları dışına çıkararak, “canlı” sergilerin oluşmasını sağlayacaktır. Oluşan bilgi ağı ve “canlı” sergilerin oluşması ise tarih öğrenimini kolaylaştırmada büyük pay sahibi olacaktır. Etkileşimli teknoloji, iyi bir tarih müzesi için zorunlu bir unsur değildir. Birçok durumda, bu teknolojinin gereksiz kullanımı, tarih müzesinin öğrenme türüne bir engel oluşturabilir. 15 Ayrıca, teknolojiyi satın almanın ve kullanmanın pahalı olduğu da unutulmamalıdır. Ama yukarıda bahsettiğimiz gibi müzeler tekdüzelikten çıkıp daha farklı bir kimliğe bürünmek istiyorlarsa, bu ve benzeri yapılanmalar içine girmek zorundadırlar. Bu yapılanma içine giren müzelerden biri de Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Grand Rapids Halk Müzesidir. Müze, etkileşimli teknolojiden yararlanarak kalitesini artırmıştır. İstatistikler bu durumu yansıtmaktadır. Yedi ay içerisinde 280.000 ziyaretçi alan müze, bulunduğu bölgenin önemli müzeleri arasında yer almaktadır. Müzeler, sadece yetişkin insanlara değil, çocuklara da hitap etmelidir. Çünkü müzeler en önemli eğitim kurumlarından biridir. Hem yerel topluma hizmet, hem de diğer eğitim kurumlarına destek verici niteliktedirler. 16 Bunun sağlanabilmesi için sergilerin çocukların anlayabileceği seviyeye indirilmesi gerekmektedir. Bu indirgemeyi yapmanın en makul şekli okul ve müze işbirliğini kurmaktır. Bu ilişki, müzelerin öğretmenlere vereceği seminerler ve konferanslar sayesinde geliştirilebilir. Öğretmenler müzelerdeki sergi konuları ve kendi müfredatlarını sentezleyerek alabilir, çocukları müze konusunda bilgilendirebilir ve coşkulu bir biçimde müzeye getirebilirler. Çünkü çocuklar üzerinde, öğretmenlerin etkisi müze personelinden çok daha uzun süreli olur. Müze ziyaretiyle kendilerine verilmek isteneni alan çocuklar, derslerini çok daha etkin bir biçimde takip edebilirler. 17
Müzecilik kavramına yapılabilecek açılımlardan yukarıda başlıca bahsedilmiştir. Müzeler, günümüzde hak ettiği rağbeti görmemektedirler. Türkiye’yi ele alacak olursak; müzelerin rağbet görmemesi, Türk medeniyetinin tam olarak tanınamamasına ve Türk gençliğinin geçmişini yeterince bilmemesine varıncaya dek sorunlar ortaya çıkaracaktır. Bir kurum olan müze, akademik bir bilim dalı olan tarihle ilişkili olduğundan, müzelerimiz bizler için büyük önem taşımaktadır. Müzelere insanların fazla rağbet etmemesinin temel sebebi, müzelerin klasik müze kalıbından dışarı çıkamamasıdır. Yukarıda bahsedilen yeni yapılanmalar klasik müze kalıbından dışarı çıkmak için geliştirilmiştir. Bu ve benzeri yapılanmaları müzelerimize senkronize ederek, müzelerimizin Batılı ülkelerde olduğu seviyeye çıkmasını sağlayabiliriz. Atatürk, yaşadığı dönemde yaptığı icraatlar ile Türk müzeciliğinin önünü açmıştır. Sadece cumhuriyetin ilk yıllarında müze sayısının artırılmasını sağlayarak değil, Türk Müzeleri ve Türk Müzeciliği’nin geleceği için yapılması gerekenleri belirtmiştir. Bugün, Türk Müzeciliği Atatürk’ün gösterdiği hedefler doğrultusunda ilerlemektedir. KAYNAKÇA
2 POMIAN Krzysztof; Müzecilikte Yeni Yaklaşımlar, “Çağdaş Tarih Yazımı ve Çağdaş Müzeler”, Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul, 2000, s. 15 3 Temel Britannica Ansiklopedisi, Ana Yayıncılık, 2003, Cilt: 7, s. 29 4 EYİCE Semavi; “Müzeciliğimizin Başlangıcı ve Türk İslam Müzeleri”, Müze/Museum Dergisi, Sayı:5-8, 1989 5 PASİNLİ Alpay; Türkiye Müzeleri, T.C Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2002 6 ÖZKASIM Hale, ÖGEL Semra; “Türkiye’de Müzeciliğin Gelişimi”, İTÜ Dergisi, Cilt:2, Sayı:1, Aralık, 2005 7 KARADUMAN Hüseyin; Türkiye’de Eski Eser Kaçakçılığı, ICOM Türkiye Milli Komitesi, Ankara, 2007, s. 25 8 YALDIZ Mehmet; “Atatürk ve Müzecilik”, Kültür Dergisi, Sayı:101, 1992 9 ÖNDER Mehmet; “Müzeler ve Atatürk”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı:16, Cilt:6, Kasım, 1989 10 ÖNDER Mehmet; a.g.y 11 ÖNDER Mehmet; Atatürk Konya’da, Ankara, 1989 12 LEVY Francis; Kent, Toplum, Müze, “Maddi Olmayan Bir Müzeye Doğru”, Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul, 2001, s. 48 13 LEVY Francis; a.g.e., s.50 14 LEVY Francis; a.g.e., s.50 15 CHESTER Timothy; Kent, Toplum, Müze, “Çatışma, Ruhsallık ve Öz Kimliği Sergilemek: Bir Kentsel Tarih Müzesinde Etkileşimli Teknolojinin Uygun Kullanımları”, Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul, 2001, s. 67 16 SHABBAR Nihad; Kent, Toplum, Müze, “Çocuklar İçin Müze Eğitimi”, Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul, 2001, s. 68 17 SHABBAR Nihad; a.g.e., s. 69
Gazi Giray GÜNAYDIN |