TÜRK MÜZECILIGININ DOGUSU VE TARIHSEL GELISIMI, MÜZECILIKTE YENI AÇILIMLAR

 

Müze kelimesi, ilkçağlarda yazar ve ozanların ondan söz ederken, duygusallık ve içtenlik yüklü cümleler kullandıkları bir tanrısal varlıktan gelmektedir. Bu varlık; Yunanca “mousa”, Latince “museion” olarak adlandırılan ve batı dillerinin neredeyse hepsine giren, güzel sanatların da kaynağı olarak gösterilen esin perisidir. İnsanların unutulmaması gereken eylemlerini ve olayların akışını değerlendirmeyi simgeleyen “museion”, Klio müzecilik düşüncesinin de izdüşümü sayılmaktadır. 1 Bir kurum olarak müze, çok uzak geleceği hedefleyen bir kamu koleksiyonu olarak tanımlanabilir. Bu tanımı açıklamak gerekirse, koleksiyon özel olarak korunmak ve insan ya da insan olmayan ziyaretçilerin görmesi için tahsis edilen bir kapalı mekânda sergilenen, geniş bir kullanım alanı içinden seçilmiş doğal ya da yapay nesnelerdir. 2
Müze XV. yüzyılın sonunda doğmuştur. Ancak, müzelerin sayısı 1750’lerden itibaren önemli artış göstermiş ve Avrupa’ya yayılmıştır. Diğer kıtalara yayılmaları bir yüzyıl sonradır. Müzeler başlangıçta fosillerin, taşların, kabukların ya da bitkilerin de yer aldığı çeşitli nesneleri barındıran özel koleksiyonlar biçimindeydi. Müzelerin gelişimi bu özel koleksiyonların bazılarının halka açılmasıyla gerçekleşti. 3 Örnek verecek olursak, Floransa’da bulunan dünyanın en büyük sanat galerilerinden biri olan Uffizi Galerisi, aslında güzel sanatlara ilgi duyan soylu Medici ailesinin koleksiyonuydu.
Müzecilik zamanla gelişti ve her ülkeye yayıldı. Türkiye’de bu ülkelerden biridir.

  1. Türk Müzeciliğinin Tarihsel Gelişimi

Türk müzecilik tarihi bazı kaynaklara göre Selçuklu dönemine dek uzanmaktadır. Bunun temel sebebi; bir tür korumacılık anlayışı sergilenmesi açısından, daha önceki medeniyetlere ait işlenmiş parçaların bu eserlerin yok olmalarını önleyecek bir tutumla Türk mimari eserlerinde kullanılmasını Türklerde ilk müzecilik hareketleri olarak değerlendirilmesidir. Prof. Dr. Semavi Eyice bu durumu, Konya’daki sur duvarları ve kapılarında, Konya-Ilgın arasındaki Selçuklu Kervansarayı(Kadın Hanı)’nın cephelerinde, Antik Roma veya Bizans çağına ait kitabe ve işlenmiş mimari parçaların kullanılmasıyla örneklerken; Osmanlı döneminde de çeşitli eski eserlerin, nadir ve değerli eşyaların, kıymetli sanat eserleri, hediye ve ganimetlerin, benzeri bir yaklaşımla saklandıklarını/toplandıklarını 4 ifade etmektedir. Bunun yanı sıra, padişahların giysi ve kişisel eşyalarının da bir gelenek olarak sarayda toplanıp, bohçalar içinde muhafaza edildiği bilinmektedir. 5 Bu örneklerde amaç koleksiyonculuk olmasa da, sonucunda çeşitli ve zengin bir koleksiyon meydana gelmiştir. Bu yüzden bazı kaynaklar müzeciliğimizin tarihini 1100’lü yıllara dek indirir.
Ancak, modern anlamda Türk Müzeciliğinin temeli, Batı’da olduğu gibi bu koleksiyonların değerlendirilmesi ya da daha geniş bir kitleye açılması gereksiniminden çok, 19. yüzyılın ikinci yarısında, eski eserlerin imparatorluk sınırları içinde muhafaza edilmesinin gerektiği yönünde belirmeye başlayan bir koruma anlayışı doğrultusunda atılmıştır. 6 Modern anlamda müzeciliğimiz ilk kez 19. yy.ın ortalarında Sultan Abdülmecit döneminde başlamıştır. Sultan Abdülmecit’in teşvikiyle eski eserlerin toplanması hususunda Osmanlı devletinin çeşitli vilâyetlerine genelgeler gönderen Tophane Müşiri Fethi Ahmet Paşa, getirttiği eski eserleri Topkapı Sarayı birinci avlusunda bulunan Aya İrini Kilisesi’nde toplamıştır. Oluşan eserler 1846 yılında Fethi Ahmet Paşa tarafından Mecma-i Âsar-ı Âtika(eski eserler), Mecma-i Âsar-ı Esliha(eski silahlar) olarak düzenlenmiş, 1869 yılında da Aya İrini Kilisesi’nde toplanan bu eserlere Müze-i Hümayun(İmparatorluk Müzesi) adı verilerek Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk müzesi kurulmuştur. Bu müzenin ilk müdürlüğüne Mekteb-i Sultani(Galatasaray Lisesi) tarih öğretmeni olan Edward Goold getirilmiştir. Goold’dan sonra müze müdürü olan M. Dethier’in 1874 yılında kültür varlıklarının yurt dışına kaçırılmasını engellemek amacıyla hazırlamış olduğu “Âsar-ı Âtika Nizamnamesi” Türk müzeciliğinin ilk eski eserler yönetmeliği olması bakımından önem teşkil etmektedir. 1881 yılında Dethier’in ölümü ardından Berlin müzesinde görevli Dr. Millhofer’in 1881 yılında atanması teklif olunmuşsa da son anda müze müdürlüğüne, güzel sanatlara ve arkeoloji bilimine büyük ilgisi bulunan Osman Hamdi Bey getirilmiştir. Aynı zamanda ilk Türk müze müdürü olan Osman Hamdi Bey, gerçek anlamda müzeciliğimizin gelişmesinde önemli işler başarmış bir kişidir. Müze müdürü olduğu süre zarfında Mezopotamya, Suriye, Filistin ve Anadolu’da yaptığı kazılarla Müze-i Hümayun’a çok sayıda önemli eser kazandırarak Türk arkeolojisinin de önünü açmıştır. Osman Hamdi Bey’in bir diğer başarısı 1884 yılında kabul edilen ve 1973 yılına kadar yürürlükte kalan ikinci “Âsar-ı Âtika Nizamnamesi”ni(Eski Eserler Tüzüğü) hazırlamasıdır. Osman Hamdi Bey müze müdürlüğü yaptığı dönemde yalnız İstanbul’da değil Anadolu’nun çeşitli illerinde de müzelerin açılmasını sağlamıştır. .Ancak, Osmanlı’nın ekonomik ve teknolojik açıdan Batı’ya bağımlı olması, ülkenin kalkınması için ülkenin kalkınması için devamlı davetkâr durumda bulunması, doğru yaklaşımları bir ölçüde engellemiştir. 7 Bunun prototipi, demir yolu inşaat şirketlerinin, Osmanlı İmparatorluğu’na teknoloji ve ulaşım kolaylığını getirirken, buna bağlı olarak eski eser kaçakçılığını ve tahribatını teşvik etmiştir. Osman Hamdi Bey’in 1910 yılında ölümünden sonra, kardeşi Halil Edhem Bey 1931 yılına kadar müze müdürlüğü görevini sürdürmüştür.

Milli kültürümüzün sergilendiği müzelerin çoğalması ve yurt çapında yaygınlaşması ise 1920’li yıllardan sonra Atatürk’ün bu konuya verdiği önem sonucudur. Mustafa Kemal, 16 Ekim 1921’de Maarif Kongresi açılış konuşmasında; “Eski devirlerin boş inançlarından ve yeniden kuruluş özelliğimize hiç de uymayan yabancı fikirlerden, doğudan ve batıdan gelen etkilerden uzaklaşabilmek ulusal karakterimize ve tarihimize sahip çıkan bir kültür birliği ile mümkündür.” diyerek Türk halkına sesleniyordu. Ayrıca, Prof. Dr. Enver Ziya Karal'ın çok yerinde bir saptayımı vardır: " Atatürk'ün tarih üzerinde çalışmaları, İstiklâl Savaş’ımızın kültür alanındaki devamıdır." Atatürk'e göre, bir millet; etkilenmekten kurtulup etkileyici duruma gelirse tam bağımsız olabilir. Ulusal birliğe ulaşabilmek, tarihimize ve kültürel değerlerimize sahip çıkmakla sağlanır. 8 Ulu önder Atatürk, bu düşüncelerinden hareketle girişimlerde bulunmuştur.

Atatürk’ün, müzeciliğimizi geliştirmek için yaptığı girişimlerden en önemli olanlarından biri, bu konuda yapılan kanun düzenlemeleri olmuştur. Atatürk’ün emriyle dönemin Milli Eğitim Bakanı İsmail Safa, 5 Kasım 1922 tarihinde “Müzeler ve Âsar-ı Âtika Hakkında Talimat” adı ile Müze müdürleri ve memurlarının görev ve sorumluluklarını açıklayan, arkeoloji ve etnoloji ile ilgili eserlerin derlenmesi, envanterlenmesi, korunması ve yeni müzeler kurulmasını isteyen bir genelge yayınlamış ve illere göndermiştir. Yine aynı bakan döneminde Atatürk’ün direktifleri doğrultusunda kurulmuş olan Heyet-i İlmiye’nin aldığı kararlar arasında Ankara’da bir Milli Müze ve Etnografya Müzesi’nin kurulması, okullarda eğitim amaçlı okul müzelerinin açılması ayrıca var olan Âsar-ı Âtika Nizamnamesi’nin yeni şartlara göre yeniden gözden geçirilmesi yer almaktadır. 14 Ağustos 1923 tarihinde okunan hükümet programında da yeni müzelerin açılması yapılacak işler arasında gösterilmiştir. Aynı zamanda Atatürk, yeni müzelerin açılmasını istemiş ve bunu teşvik etmiştir. Atatürk’ün Ankara’da bir Hitit Müzesi’nin açılmasını istemesi üzerine 1923 yılında Kurşun Han ve Mahmut Paşa Bedesteni Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onarılarak Ankara Arkeoloji Müzesi olarak açılmıştır. 1967 yılında yeniden düzenlenerek müzedeki eserlerin çeşitliliği de göz önünde bulundurularak adı Anadolu Medeniyetleri Müzesi olarak adı değiştirilecektir. Topkapı Sarayı’nın bugünkü hâlini almasında Mustafa Kemal’in büyük rolü vardır. Terk edilmiş, harabe bir hâlde bulunan Topkapı Sarayı’nın, zaman geçirmeden onarımı gerekmektedir. Kendi eşyasının en iyi biçimde korunması, hatta sarayın onarılan bölümlerinde sergilenerek yerli ve yabancı ziyaretçilere açılması günü gelmiştir. Atatürk bu düşüncesini Başbakan İsmet İnönü’ye ve Milli Eğitim Bakanı Vasıf Çınar’a açmış, Sarayın müze olarak onarımı, düzenlenmesi ve ziyarete açılması için bir Bakanlar Kurulu Kararı aldırmıştır. Kararname şöyledir:

Türkiye Cumhuriyeti
Başvekâlet
Kalem-i Mahsus Müdîriyyeti
Adet
419

Kararname

Asırlardan beri birçok tarihî vak’alara sahne olmuş, tarih-i millimiz ve tarih-i mimarimiz nokta-i nazarından büyük bir kıymeti haiz bulunmuş olan ve zî-kıymet mefruşat ve müştemilâtıyla muhafazası lâzım gelen Topkapı Sarayı’nın âtiyen İstanbul’a gelecek züvvâr için başlıca bir ziyaret mahalli teşkil edeceği tabiî olduğundan bu mahalleri bilâhare zuvvâre küşade edilmesi ihzar ve hüsn-ü muhafazası temin edilmek üzere âsr-ı atîka nizamnamesi mucibince şimdilik İstanbul Âsâr-ı Atıka Müzesi Müdîriyyeti emrine verilmesi talebini hâvi Maarif Vekâleti celilesinin 5 Mart 340 tarih ve Hars Müdîriyyeti 4260/153 numaralı tezkeresi ile vâki teklifi İcra Vekilleri Hey’etinin 3.4.340 tarihli içtimâında mezkûr binanın devrü teslim muamelesi alelusul ifâ olunmak üzere Müzeye aidiyeti tezekkür edilmiş ve keyfiyetin vekâlet-i müşarünileyhâ ile Dahiliye ve Maliye Vekâleti celilesine tebliği takarrür etmiştir.

3.4.340

Türkiye Reîs-i Cumhuru

Gazi M. Kemal

Başvekil ve Hariciye Vekili
İsmet İnönü


Müdafaa-i Milliye Vekili
Kâzım Karabekir

Adliye Vekili
Mustafa Necati

Dâhiliye Vekili
Ahmet Ferit Tek

Maliye Vekili
Mustafa Abdülhalik

Maarif Vekili
Vasıf Çınar


Sıhhiye ve Muavenet-i İçtimaiyye Vekili
Dr. Refik Saydam

Mübadele, İmar ve İskân Vekili
Mahmut Celâl
9

Bu kararnameden sonra, Topkapı Sarayı, müze olarak ziyarete açılmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı (Asar-ı Atika ve Müzeler Dairesi)’na bağlanmış, hemen onarımına başlanmıştır. Sarayın onarımı, eşyalarının envanteri ve teşhiri yıllarca sürmüştür.10 1927 yılında nihayet sarayın bir kısmı ziyarete açılmıştır. Topkapı Sarayı’nın harabe hâlinden, modern bir müzeye dönüşmesinde büyük katkısı olan Atatürk, zaman zaman sarayı ziyaret ederek, çalışmalar hakkında Müzeler müdürü Halil Ethem Eldem’den bilgi almıştır. Ayrıca, Atatürk Konya’ya geldiği zaman, kendi isteği doğrultusunda müze hâline getirilen Mevlana Türbesi ve Dergâhı’nı 21 Şubat 1931 günü ziyaret etmiştir. Mevlana Dergâhı’nı ziyaretinden sonra, Konya’daki Selçuklu ve Osmanlı devri mimari eserlerini gezmiştir. Gezileri esnasında, Türk medeniyetinin devrimize ulaşabilen bu değerli belgelerinin harap durumda olduğunu ve bazılarının da askeri depo olarak gören Atatürk, talimat vererek bu eserlerin onarımını ve müze olarak halka açılmasını istemiştir. Hemen o gün Başbakan İsmet İnönü’ye çektiği telgraf şöyledir:

(Acele ve Mühimdir) Konya: 19.2.1931

Başvekâlete

Son tetkik seyahatimde muhtelif yerlerdeki müzeleri, eski ve medeniyet eserlerini de gözden geçirdim:

1 - İstanbul’dan başka Bursa, İzmir, Antalya, Adana ve Konya’da mevcut müzeleri gördüm. Bunlarda şimdiye kadar bulunabilen bazı eserler muhafaza olunmakta ve kısmen de ecnebi mütehassısların yardımı ile tasnif edilmektedir. Ancak memleketimizin, hemen her tarafında emsalsiz defineler halinde yatmakta olan kadim medeniyet eserlerinin ilerde tarafımızdan meydana çıkarılarak ilmi bir surette muhafaza ve tasnifleri ve geçen devirlerin sürekli ihmali yüzünden pek harap bir hale gelmiş olan abidelerin muhafazaları için müze müdürlüklerinde ve hafriyat işlerinde kullanılmak üzere arkeoloji mütehassıslarına kat’i lüzum vardır. Bunun için Maarifçe harice tahsile gönderilecek talep eden bir kısmının bu şubeye tahsisi muvafık olacağı fikrindeyim.

2 — Konya‘da, asırlarca devam etmiş ihmaller sebebiyle büyük bir harabe içinde bulunmalarına rağmen sekiz asır evvelki Türk medeniyetinin hakiki şah eserleri sayılacak kıymette bazı mebâni vardır. Bunlardan bilhassa Karatay Medresesi, Alâeddin Camii, Sahip-Ata medrese, cami ve türbesi, Sırçalı Mescit ve ince Minare, derhal ve müstacelen tamire muhtaç bir haldedirler. Bu tamirin gecikmesi, bu abidelerin kâmilen inkırazını mucip olacağından evvelâ asker işgalinde bulunanların tahliyesinin ve kâffesinin mütehassıs zevat nezaretile tamirinin temin buyrulmasını rica ederim.

“Gazi M. Kemal”
11

            M. Kemal’in Türk Müzeciliğine yaptığı başlıca katkılar yukarıda sıralanmıştır. Kendisi Türk medeniyetinin mazisine büyük önem vermiştir. Bu yüzden, Türk Müzeciliği’yle bizzat kendisi ilgilenmiş, yaptığı çalışmalarla Türk Müzeciliğinin modern seviyeye çıkmasına önemli katkılar sağlamıştır. Bugün, onun verdiği talimatların izinde müzelerimiz düzenlenmekte, onarılmakta ve geliştirilmektedir.

  1. Müzecilikte Yeni Açılımlar

 Müzelerin çağdaş işlevlerle topluma hizmet etmeleri, yaratıcı görsel düzenlemelerin ve geleneksel müze algısına karşılık gelen “vitrin”’in dışında, çok çeşitli yollarla sağlanmaya çalışılmaktadır. Koruma, sergileme gibi tanımların dışında gerek kurgu ve yapılanma, gerekse idari düzenlemelerde yeni yöntemlere ihtiyaç duymaktadır. Müze yapısında değişimlere, gelişimlere pay bırakacak “esneklik” kavramı, konusu, mekânı kapsamından bağımsız olarak kurumun hizmet yönelimli varlığı için kaçınılmaz olmalıdır. Esnek yapılar oluşturmak asla düzensizlik ve programsızlık anlamına gelmemektedir. Aksine, daha çok veriye dayalı, tahminleri ve diğer benzer kurumların deneyimlerini uyarlayarak, daha fazla araştırma, farklı ölçekler ve vadelerde planlama gerektiren zor bir süreçtir.

Günümüzde birçok sektör de olduğu gibi, müzecilik sektörü de global dünyanın yarattığı modernizmden kurtularak kendine yeni kapılar açmalıdır. Çünkü müzeler ayakta kalabilmek için daima uyarlanmak zorundadır.12 Aksi takdirde, müzelerin dolayısıyla da müzeciliğin, akıbeti parlak değildir. Müzeciliğe yeni ufuklar kazandıran yapılanmaları aşağıda sıralamakta fayda vardır.

Bir toplumsal tarih müzesi öncelikle bilginin ortaya çıkarılmasına, yerinin belirlenmesine, depolanmasına ve yayılmasına aracı olur. Bilgi, ancak tanımlanan konularla bağlantısı kurulduğu zaman canlı hâle geldiğinden, onu keşfetme ödevi, geçici bir temelde ilgili taraflara ya da uzmanlara verilmelidir. 13 Müze elemanının ise gereken koruma yerlerini hazırlamaya, depolama ve takip işlerini takip etmeye, depodaki malzemenin bakımını yapmaya odaklanması gerekir. Ayrıca, ilgili benzer kurumlarla bağlantılar kurarak; toplumsal araştırmaların “aktörleri”, kentlerde, köylerde, yerel, ulusal ya da kültürel bir temelde işin içinde ortak olarak yer alabilecek gruplar, böyle bir bilgi ağına dâhil edilecektir. 14 Bu yöntem, müzeyi sınırları dışına çıkararak, “canlı” sergilerin oluşmasını sağlayacaktır. Oluşan bilgi ağı ve “canlı” sergilerin oluşması ise tarih öğrenimini kolaylaştırmada büyük pay sahibi olacaktır.

Etkileşimli teknoloji, iyi bir tarih müzesi için zorunlu bir unsur değildir. Birçok durumda, bu teknolojinin gereksiz kullanımı, tarih müzesinin öğrenme türüne bir engel oluşturabilir. 15 Ayrıca, teknolojiyi satın almanın ve kullanmanın pahalı olduğu da unutulmamalıdır. Ama yukarıda bahsettiğimiz gibi müzeler tekdüzelikten çıkıp daha farklı bir kimliğe bürünmek istiyorlarsa, bu ve benzeri yapılanmalar içine girmek zorundadırlar. Bu yapılanma içine giren müzelerden biri de Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Grand Rapids Halk Müzesidir. Müze, etkileşimli teknolojiden yararlanarak kalitesini artırmıştır. İstatistikler bu durumu yansıtmaktadır. Yedi ay içerisinde 280.000 ziyaretçi alan müze, bulunduğu bölgenin önemli müzeleri arasında yer almaktadır.

Müzeler, sadece yetişkin insanlara değil, çocuklara da hitap etmelidir. Çünkü müzeler en önemli eğitim kurumlarından biridir. Hem yerel topluma hizmet, hem de diğer eğitim kurumlarına destek verici niteliktedirler. 16 Bunun sağlanabilmesi için sergilerin çocukların anlayabileceği seviyeye indirilmesi gerekmektedir. Bu indirgemeyi yapmanın en makul şekli okul ve müze işbirliğini kurmaktır. Bu ilişki, müzelerin öğretmenlere vereceği seminerler ve konferanslar sayesinde geliştirilebilir. Öğretmenler müzelerdeki sergi konuları ve kendi müfredatlarını sentezleyerek alabilir, çocukları müze konusunda bilgilendirebilir ve coşkulu bir biçimde müzeye getirebilirler. Çünkü çocuklar üzerinde, öğretmenlerin etkisi müze personelinden çok daha uzun süreli olur. Müze ziyaretiyle kendilerine verilmek isteneni alan çocuklar, derslerini çok daha etkin bir biçimde takip edebilirler. 17

  1. Sonuç

Müzecilik kavramına yapılabilecek açılımlardan yukarıda başlıca bahsedilmiştir. Müzeler, günümüzde hak ettiği rağbeti görmemektedirler. Türkiye’yi ele alacak olursak; müzelerin rağbet görmemesi, Türk medeniyetinin tam olarak tanınamamasına ve Türk gençliğinin geçmişini yeterince bilmemesine varıncaya dek sorunlar ortaya çıkaracaktır. Bir kurum olan müze, akademik bir bilim dalı olan tarihle ilişkili olduğundan, müzelerimiz bizler için büyük önem taşımaktadır. Müzelere insanların fazla rağbet etmemesinin temel sebebi, müzelerin klasik müze kalıbından dışarı çıkamamasıdır. Yukarıda bahsedilen yeni yapılanmalar klasik müze kalıbından dışarı çıkmak için geliştirilmiştir. Bu ve benzeri yapılanmaları müzelerimize senkronize ederek, müzelerimizin Batılı ülkelerde olduğu seviyeye çıkmasını sağlayabiliriz.

Atatürk, yaşadığı dönemde yaptığı icraatlar ile Türk müzeciliğinin önünü açmıştır. Sadece cumhuriyetin ilk yıllarında müze sayısının artırılmasını sağlayarak değil, Türk Müzeleri ve Türk Müzeciliği’nin geleceği için yapılması gerekenleri belirtmiştir. Bugün, Türk Müzeciliği Atatürk’ün gösterdiği hedefler doğrultusunda ilerlemektedir.

KAYNAKÇA
Müzecilikte Yeni Yaklaşımlar, Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul, 2000
Kent, Toplum, Müze, Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul, 2001
PASİNLİ Alpay; Türkiye Müzeleri, T.C Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2002
KARADUMAN Hüseyin; Türkiye’de Eski Eser Kaçakçılığı, ICOM Türkiye Milli Komitesi, Ankara, 2007
Temel Britannica Ansiklopedisi, Ana Yayıncılık, 2003, Cilt: 7
Semavi; “Müzeciliğimizin Başlangıcı ve Türk İslam Müzeleri”, Müze/Museum Dergisi, Sayı:5-8, 1989
YALDIZ Mehmet; “Atatürk ve Müzecilik”, Kültür Dergisi, Sayı:101, 1992
ÖNDER Mehmet; “Müzeler ve Atatürk”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı:16, Cilt:6, Kasım, 1989
ÖNDER Mehmet; Atatürk Konya’da, Ankara, 1989
ÖZKASIM Hale, ÖGEL Semra; “Türkiye’de Müzeciliğin Gelişimi”, İTÜ Dergisi, Cilt:2, Sayı:1, Aralık, 2005
YAMAN Zeynep Yasa; “Sanat Müzelerinin Tarihi Kimlikleri ve Serumlulukları Üzerine”
POLAT Mahir; “Ulusal Tarih Yönünden Türkiye Müzeciliği”


1 YALDIZ Mehmet; “Atatürk ve Müzecilik”, Kültür Dergisi, Sayı:101, 1992

2 POMIAN Krzysztof; Müzecilikte Yeni Yaklaşımlar, “Çağdaş Tarih Yazımı ve Çağdaş Müzeler”, Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul, 2000, s. 15

3 Temel Britannica Ansiklopedisi, Ana Yayıncılık, 2003, Cilt: 7, s. 29

4 EYİCE Semavi; “Müzeciliğimizin Başlangıcı ve Türk İslam Müzeleri”, Müze/Museum Dergisi, Sayı:5-8, 1989

5 PASİNLİ Alpay; Türkiye Müzeleri, T.C Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2002

6 ÖZKASIM Hale, ÖGEL Semra; “Türkiye’de Müzeciliğin Gelişimi”, İTÜ Dergisi, Cilt:2, Sayı:1, Aralık, 2005

7 KARADUMAN Hüseyin; Türkiye’de Eski Eser Kaçakçılığı, ICOM Türkiye Milli Komitesi, Ankara, 2007, s. 25

8 YALDIZ Mehmet; “Atatürk ve Müzecilik”, Kültür Dergisi, Sayı:101, 1992

9 ÖNDER Mehmet; “Müzeler ve Atatürk”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı:16, Cilt:6, Kasım, 1989

10 ÖNDER Mehmet; a.g.y

11 ÖNDER Mehmet; Atatürk Konya’da, Ankara, 1989

12 LEVY Francis; Kent, Toplum, Müze, “Maddi Olmayan Bir Müzeye Doğru”, Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul, 2001, s. 48

13 LEVY Francis; a.g.e., s.50

14 LEVY Francis; a.g.e., s.50

15 CHESTER Timothy; Kent, Toplum, Müze, “Çatışma, Ruhsallık ve Öz Kimliği Sergilemek: Bir Kentsel Tarih Müzesinde Etkileşimli Teknolojinin Uygun Kullanımları”, Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul, 2001, s. 67

16 SHABBAR Nihad; Kent, Toplum, Müze, “Çocuklar İçin Müze Eğitimi”, Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul, 2001,  s. 68

17 SHABBAR Nihad; a.g.e., s. 69

                                                                                             

 Gazi Giray GÜNAYDIN