HENÜZ ÖZGÜR OLAMADIK!
Başörtülü kadınlar bundan bir süre önce “SÖZ KONUSU ÖZGÜRLÜKSE HİÇBİR ŞEY TEFERRUAT DEĞİLDİR” başlığıyla bir bildiri yayımladılar. Bildiriye bini aşkın başörtülü kadın imza koydu. Pek çok erkek ve başı açık kadın da bildiriyi destekledi. Bildiri epeyce ses getirdi. Yazılı ve görsel medyada geniş yer buldu. Peki, ne deniyordu söz konusu bildiride: *** “BİZ HENÜZ ÖZGÜR OLMADIK... Üniversite kapısı sert bir şekilde yüzümüze kapatıldığı günden bu yana yaşadığımız acılar bize bir şey öğretti: Gerçek sorunumuz insanların hayatlarına, görünüşlerine, sözlerine, düşüncelerine müdahale edebilme hakkını kendinde gören yasakçı zihniyettir. Başını örttüğü için ayrımcılığa uğrayan kadınlar olarak tüm samimiyetimizle açıklıyoruz ki; üniversitelere başımızı örterek girmekle mutlu olmayacağız. Ta ki: Kürtlerin ve ötekileştirilenlerin kendilerini bu ülkenin asli unsuru hissetmesi için gereken hukuki ve psikolojik ortam oluşturulmadan, Acımasızca işlenen cinayetlerin gerçek sorumlularına ulaşılmadan, 301 davalarını bitirecek düzenleme yapılmadan, Azınlık vakıflarının üzerinde pişkince oturanların rahatı bozulmadan, Alevilerin ibadetini kültürel aktivite, ibadet evlerini de kültür merkezi olarak görmekte ısrar etmekten vazgeçilmeden, Üniversitelerden sudan sebeplerle atılan arkadaşlarımız geri dönmeden, Yasakçı zihniyet bize ne zaman, nerelerde ve nasıl örtüneceğimizi dayatmaktan vazgeçmeden, Üniversitelerin bilimsel özgürlüğünün önündeki en büyük engel YÖK kaldırılmadan… 12 Eylül darbe anayasasını esamesi okunmayacak şekilde ortadan kaldırıp yeni, sivil bir anayasaya yapılmadan mutlu olamayacağız. Birimizin diğerimiz için tehlike olduğu korkusunu yayıp bizi birbirimize düşürerek bu adaletsiz düzenini devam ettiren yasakçı zihniyet tamamen ortadan kalkmadan hiçbir özgürlük tam özgürlük değildir. Özgürlüklerin kısıtlanmasının ne demek olduğunu bilen insanlar olarak, bundan sonra da her türlü ayrımcılığın, hak ihlalinin, baskının, dayatmanın karşısında olacağız. Unutulmamalı ki; “Gökler ve yer adaletle ayakta durur.” (Hz. Muhammed) *** Özgürlükler, ancak başkalarının, “ötekilerin” özgürlüklerine de sahip çıktığımız; onların dertlerini, tasalarını kendi derdimiz, tasamız saydığımız sürece anlam kazanır. İşte yukarıda alıntıladığım bildiriyi kaleme alan başörtülü kadınlar da tam da bunu yapıyorlar, bunu başarıyorlar. Türkiye’deki siyasi mücadelenin kabaca “özgürlükçüler/ demokratlar” ile “yasakçılar/ statükocular” arasında geçtiği günümüzde ve geçeceği önümüzdeki günlerde başörtülü kadınlar “ötekilerin” de hakkına, hukukuna, özgürlüğüne sahip çıkarak çağının da ilerisine geçiyorlar. Başörtülülerin ve başörtüsü özgürlüğünü savunanların gerici, yobaz, çağdışı, dış güçlerin maşası sayıldığı bir dönemde ne kadar ironik bir manzarayla karşı karşıyayız öyle değil mi? Peki, bu bildiriyi hazırlayan ve kamuoyuna açıklayan başörtülüler bugünlere nasıl geldiler? Önlerine gerilen yasak ağları onları alternatif yollar aramaya itti. Kendilerini farklı alanlarda, farklı şekillerde geliştirdiler. Yasakları aşmak için örgütlenme ihtiyacı duydular, çeşitli eylemlilik ve örgütlülük pratikleri yaşadılar; bu yolda oldukça tecrübe kazandılar. Çoğullaştılar, çoğulculaştılar. Yasakların, yasaklamaların çare olmadığını statükocular görmediler mi? Gördüler; en azından aklı başında olanların, işi akıllarını devre dışı bırakacak fanatikliğe kadar vardırmamış olanların bunu görmüş olmaları gerekir, beklenir. Onların içten içe “Anneciğim! Başörtülüler geliyor. Hem de gümbür gümbür geliyorlar. Hem de içlerindeki bütün çoğulluklarıyla ve çoğulculuklarıyla geliyorlar!” demelerinin ve hırçınlaşmalarının altında yatan sebep de budur. Koparılan yaygaralar statükonun son çırpınışlarıdır. Ördükleri yasak ağları statükocuların ayaklarına dolanmaya başladı. Korkunun ecele faydası yoktur.
|