|
Dünya genelinde ülkelerin gündemleri o kadar hızlı değişiyor ki. Özelikle bu süreci medya aracılığıyla izleyen bizler için, çok daha sübjektif ve inisiyatifi birilerince ele alınmış güncel olayları izliyoruz. Hatta kimi zaman süreci ve olayların bağlamını, gidişatını değiştiren bir gücün muğlâk paydaşı olarak da takip etme imkânına sahip oluyoruz. Tüm bilgi yükünün halka ulaştırılması misyonunun kendisinde toplandığını hissettiği için; ülkeyi yönetenlerin ve güç sahiplerinin halkla arasındaki elçisi konumuna da sahip oluyor medya. Özelikle iletişim araçlarının çok yönlü gelişmesi ile birlikte; her eve giren küçük ajanlar, her evi yönetmeyi başarabilecek, duyguları düşünceleri harekete geçirebilecek küçük makineler olarak ta yanımızda başucumuzda duruyorlar.
Aslında son derece kontrolümüzde sandığımız değerlerimiz, kurallarımız, sosyal yaşantımız, isteklerimiz – arzularımız, en bilindik düşüncelerimiz, aile yaşantımız ve daha nicelerinin yöneticisinin aslında bambaşka kişiler olduğunun, yaratılan – yaratmaya çalışılan düzenin bir parçası olduğumuzun farkına varmamız, bunun idraki ile olayları algılamamız çokta zor değil.
Kitle iletişim araçları vasıtası ile birilerinin yönettiği hayatımız, öpüşmemizin şeklinden çekirdek çıtlatmamıza kadar müdahale edilip yönlendirilen, bizi ufak ama derin girdapların içine sürükleyen ve söylenebilecek en doğru şekli ile “aslında kapitalizmin küçük bir oyunu medya”. Tıpkı; avcıların tavşanı yakalamak için; önce yemi göstermesi, yemi gördükten sonra iple tutturulmuş kutunun altına girmesi ile avcının ipi bırakıp kutunun kapanması ve tavşanın kendi özgür doğasından ayrı kalması ile başlayıp biten sürece çok benzer bizim hayatımız. Bizim yemimiz de medya. Sürekli hiçbir tehlikeyi görmeden, adeta farkındalığımızı elimizden almışçasına, bizi ortada çırılçıplak ve algısız bırakmış. Ona doğru ilerliyoruz sadece. Onun istediği şekilde… Çok şey bildiğini sanan; ama ne yazık ki sadece bilmesi gerekenleri, başkalarının bilinmesi istediği kadar öğrenmiş insan yığını olarak yaşamaktayız. Bulunduğumuz kutu ise; elimizden avucumuzdan alınmış değerlerimiz, özgür doğamız, kendi benliğimizin ifşa edilememiş, oluşturulamamış gerçekliği.
İnsanın özünde var olduğunu saydığımız; birinin diğerlerini yönetme egosu ya da doğası gereği bu yönetim işinde, kendi istediği dünyayı yaratma projesini hayata geçirebilmek için kullanmak zorunda olduğu tüm araç ve unsurların insan üzerinden gerçekleşmesi; kitlesel dokunma ve yürütme araçlarını yaratıyor. Dünya tarihi birkaç yüz insanın diğer insanları kendine – kendi istediğine benzetme çabasından ibarettir. Böyle olmuştur. Yüzyıllardır anlattığımız, okuduğumuz tarih buna hizmet eder. Bu kişilerin eseridir. Bahsettiğimiz birkaç yüz kişi; yönetim erkini elinde topladıktan sonra kendi bireyini, toplumunu, sistem ve inanç düzenini kurmuştur. Ve bu altyapı dâhilinde süre gelen toplumlar ile birlikte akıp doğal mecrasını bulmuştur.
Günümüz, uluslararası aktörleri, geçmişte olduğu gibi kendi sistemini ve kurgusunu yaratırken belli araçlara ihtiyaç duyar. 18.yy’dan bu yana; 21.yy ile birlikte oldukça güçlenen medya, topluma insanlara dokunma sopası haline geldi ve bu işlevi en iyi yerine getirebilecek donanıma ve tüm fonksiyonlara sahip çok güçlü bir silah konumuna ulaştı. Medya, kendi aracılığı ile düzenini kurmak isteyen insanların vazgeçilmez bir eli oldu.
Böyle bir medyanın silahıyla elinize ulaşan haberler, yorumlar, düşünceler ve tüm bilgiler çoğu zaman yönlendirici uzuvları olabilen, gerçeğin soğuk yüzünü gizleyen ve hatta madalyonun değil arka yüzünü göstermek, madalyonu bile şaşırtıcı farklılıklarla önümüze sunan bir olgu halindedir. Ve bu sorun dünyanın hiçbir ülkesini es geçmeden, kimi zaman bir devlet kimi zamansa bireysel menfaatler etrafında toplanmış çıkar gruplarının tekelinde kullanılmaktadır.
Finans sektörü buna bağlı yönlendirilmekte, devletler kendi politikalarını uygularken ondan yararlanmakta, şirketler “modern” zevk ve alım hoşnutluğu yaratmakta, uluslararası politika onun ekmeği ile doymakta, tüm kavram düşünceler onun etrafında dönmektedir. Bu yönleri ile medya hayatımızın içinde tam derininde durmakta, bizi biz yapan nesnellikleri değiştirme yetisine kavuşmuş durumdadır. Hatta mağlubu ve galibi belirleyen, izleyicilerin kim olması gerektiğini seçen, oyunun tüm kurallarını hile olduğunu hiç belli etmeden gözümüze baka baka değiştirebilen amansız bir kural koyucu durumdadır.
Şimdilik medya denen bu azılı kiralık katile karşı, onun etkisini azaltacak, sistemi düzgün bir hale sokacak bir can yeleğimiz yok. Bireysel olarak ona karşı direnmekse çarkların katı ve sert darbelerinin esiri olmaya sonuç veriyor. Ama bir önce yapılması gereken en mühim toplumsal müdahale, kendi doğrularını bulabilecek, bilgiyi sorgulayıp ayırt edebilecek, kendinin ve bu dünyanın gerçeklerinin farkındalığına erişmiş bireyler yetiştirmekte yatıyor. Eğer bunu gerçekleştirebilirsek, güçlünün iktidarı ele aldığı dünyada, farkındalığa sahip bireyler olarak, medyanın kılıcı olan bilgiyi ve onu istediği biçim ve şekilde ulaştırma erkini de kırma imkanına sahip oluruz. Güç yetiremeyen medya, bizim istediğimiz yöne doğru eğim kazanır. Unutmamak gerekir ki, medya bir sudur. İçine girip şeklini alacak kap arar. Mühim olan o kabın doğru olmasıdır.
|