BOŞLUKTAN GELEN KELİMELER
Bazen oturup ta düşünüyorum. Ne kadar çok boş yaşıyorum diye. Tabii asıl neden boş işlerin peşinden koşmam veya hiçbir şey yapmayıp yerinde saymam değil. Bir öğrenciyim. Gerektiğinde dersine odaklanmaktan başka bir şey beklenmeyen bir insanım sadece… Boş düşünüyorum. Evet, gerçekten de öyle. Öyle boş düşünüyorum ki bazen kendimden şüphe eder hale geliyorum. Bu ben miyim? Bu naz mı? Kendimden bahsetmeyi aslında pek sevmem. Ama bu kez öyle ilginç bir benzetme karşıma çıkıyor ki kendimle Türkiye’yi daha önce bu kadar yakın hiç hissetmediğimi düşünüyorum. Yaşadığım bir olayda bana bunu iyice kanıtlıyor. Hastanedeyim. Doktordan sıra aldım ve bekliyorum. Devletin geçen sene uygulamaya koyduğu sistem tam tıkırında işliyor. Hastaneyi bir görseniz sanki insan cümbüşü… Romanı, genel müdürü, öğretmeni, işçisi, esnafı hepsi bir arada… O kadar zevkli bir ortam ki (bu sizin bakış açınıza bağlı) bir an kendimi ciddi anlamda bir Avrupa ülkesinde hissediyor gibiyim. Yani hiç kimse birbirine aşağıdan veya yukarından bakma çabasında değil. Oturup sohbet kuranlardan geç kalan doktorlara karşı birlik kurmaya niyetli olanlara kadar herkes birbirine öyle yakın ki bu kadar sevgi bağının kurulduğu bir yerde insan hastalığını bile hissetmiyor. İşte o zaman diyorum ki burası hayalimde ki “Türkiye”.Ama hemen bu düşüncelerimi yıkacak bir olayla maalesef karşı karşıya kalıyorum. O insanların gerçek hayatları aklıma geliyor. Buna sebep olan şey ise iki küçük çocuğun arkadaşlığı. Biri gayet durumu iyi bir memur ailesinin çocuğu diğeri ise son derece fakir bir ailenin çocuğu... Adı üstünde bunlar çocuk olunca birbirlerini gördükleri gibi kanları ısınıyor. Bu arkadaşlık hastanede tam benim önümde gerçekleşince sırayı mırayı bırakıp onlara yöneliyorum. Öyle sıcak bir arkadaşlık ortamı ki aklıma eski günlerimi getirecek kadar güzel. Ama sonrası felaket… Durumu iyi olan çocuk acıkıyor ve annesinin yanına gidiyor. Annesine acıktığını söylüyor. Diğerinin de aklına aç olduğu gelince oda annesinin yanına gidiyor. Durumu iyi olan çocuk annesinin elinden tutup hastanenin kantinine doğru giderken bizim mazlum çocuk ise annesinin eline verdiği küçük şekerle yetinmek zorunda kalıyor. Bu duruma isyan edermiş gibi annesinin gözlerine bakıyor. Üzüldüğünü anlayan diğer arkadaşı da kantine doğru giderken şu sözleri söylüyor: Biri durumundan memnun bir halde olduğu için ülkesine herhangi bir kin beslemez. Ve güzel bir meslek edinip ailesini kurar. Peki ya diğeri? Neden hala boş düşünmekten vazgeçemiyoruz. Onca sorunumuz varken basit çözümler aramakla uğraşıyoruz. Cumhuriyet elden gidiyor veya Irak’a girelim diye yürüyüşler yapmak yerine neden devletimiz daha da sosyal bir devlet olsun diye kampanyalar düzenlemiyoruz. Boş düşünüyoruz. Ve sonra kendimizi unutuyoruz. Başka ülkelere kendimizi benzetmeye veya benzettirmeye çalışıyoruz. Sonrası ya bir operasyon ya da bir seçimle sona eriyor ve fark etmeden bizde düşüncelerimizi kısacası kendimizi eritiyoruz. Ve kısa ömrümüz hep bu boş sorgulamalarla geçiyor. Belki çok sert bir pencereden bakıyor olabilirim. Ama bunda ne o çocukların ne de benim gibi gençlerin hiçbir suçu yok. Umarım bu defa gençlere yine boş bir ülke bırakılmaz da bir 84 yıl da tekrar ede ede geçmez…
|